GÖÇÜYORUZ BİR BİR
Bu defa da muhterem Lâtif abiyi uğurladık.
Öncesinde Abdullah kardeşimizi uğurlamıştık.
Bu arada köyde akrabam Abdullah abi de ebedi hayata adım atmıştı.
Hepsi hayatımda yeri olan insanlardı.
İnsan bir bir akrabalarını, dostlarını gönderdikçe dünyanın geçiciliği iliklere kadar hissediliyor.
Geçen hayat sanki rüya gibi.
Yaşadığım iki köyde dedem ve ninem ve akranları göçtüler ebedi âleme.
Annem-babam ve akranları da göçtüler. Sadece birkaç kişi ancak kaldı. Yani köylerim iki defa boşaldı.
Ve kendi akranlarım, yarenlerim, arkadaşlarım, kardeşlerim, dostlarım, tanıdıklarım ve tanımadıklarım....
Dünyaya gelir gelmez gitmeye başladılar.
Çocukluğumda ve talebeliğimde gidenler oldu.
Meslektaşlarım, daha mesleklerine yeni başlamışken bu dünyadan göç etmeye başladılar.
Dün gibiydi.
Evet geriye baktığımda sanki birkaç saat önce yaşamışım gibi tüm bunları.
Ve şimdi ihtiyar dostlarım, arkadaşlarım, kardeşlerim gidiyor birbir.
Ve hayatta olanlarda da ve bende de bir sürü gitme işaretleri belirdi. Er geç gidecekler, gideceğim.
Dünyanın hepsi biz ihtiyarların olsa bile, elden çıkacak. Kimsenin ellerinde hiçbir şey kalmayacak. Kimse yanında bir şey götüremeyecek
Dünyaya geldikleri gibi gidecekler.
Fazlalıkları üç parça kefen olacak.
Dünya kimseye kalmıyor.
Çok kazandı diye, kimse dünyada bırakılmıyor. "Biraz daha yesin, içsin cok emek verdi" diye ömrü uzatılmıyor. Vakti saati geldi mi, bir dakika gecikmeden ruhunu teslim ediyor.
Ama insanoğlu işte. Bunları düşünmüyor. Hayatının sonunu düşünmüyor.
Düşünüp insan gibi, Müslüman gibi yaşamak gerekirken, aksini yapıyor.
Haram-helal ayrımı yapmıyor.
İnsanların hakkını çiğnemekten korkmuyor.
Mahkeme-i kübranın kendisini beklediğinin farkında değil. Hatırlamıyor. Hatırlamak istemiyor.
Peygamber efendimiz dünyanın halini ne güzel anlatıyor bir hadisinde:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz:
–Yâ Resûlallah! Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
“Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular. (Tirmizî, Zühd 44)
Allah rahmet eylesin. Mekanlarını cennet eylesin
Bizlere de ders almayı nasip eylesin.
Hepsi hayatımda yeri olan insanlardı.
İnsan bir bir akrabalarını, dostlarını gönderdikçe dünyanın geçiciliği iliklere kadar hissediliyor.
Geçen hayat sanki rüya gibi.
Yaşadığım iki köyde dedem ve ninem ve akranları göçtüler ebedi âleme.
Annem-babam ve akranları da göçtüler. Sadece birkaç kişi ancak kaldı. Yani köylerim iki defa boşaldı.
Ve kendi akranlarım, yarenlerim, arkadaşlarım, kardeşlerim, dostlarım, tanıdıklarım ve tanımadıklarım....
Dünyaya gelir gelmez gitmeye başladılar.
Çocukluğumda ve talebeliğimde gidenler oldu.
Meslektaşlarım, daha mesleklerine yeni başlamışken bu dünyadan göç etmeye başladılar.
Dün gibiydi.
Evet geriye baktığımda sanki birkaç saat önce yaşamışım gibi tüm bunları.
Ve şimdi ihtiyar dostlarım, arkadaşlarım, kardeşlerim gidiyor birbir.
Ve hayatta olanlarda da ve bende de bir sürü gitme işaretleri belirdi. Er geç gidecekler, gideceğim.
Dünyanın hepsi biz ihtiyarların olsa bile, elden çıkacak. Kimsenin ellerinde hiçbir şey kalmayacak. Kimse yanında bir şey götüremeyecek
Dünyaya geldikleri gibi gidecekler.
Fazlalıkları üç parça kefen olacak.
Dünya kimseye kalmıyor.
Çok kazandı diye, kimse dünyada bırakılmıyor. "Biraz daha yesin, içsin cok emek verdi" diye ömrü uzatılmıyor. Vakti saati geldi mi, bir dakika gecikmeden ruhunu teslim ediyor.
Ama insanoğlu işte. Bunları düşünmüyor. Hayatının sonunu düşünmüyor.
Düşünüp insan gibi, Müslüman gibi yaşamak gerekirken, aksini yapıyor.
Haram-helal ayrımı yapmıyor.
İnsanların hakkını çiğnemekten korkmuyor.
Mahkeme-i kübranın kendisini beklediğinin farkında değil. Hatırlamıyor. Hatırlamak istemiyor.
Peygamber efendimiz dünyanın halini ne güzel anlatıyor bir hadisinde:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz:
–Yâ Resûlallah! Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
“Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular. (Tirmizî, Zühd 44)
Allah rahmet eylesin. Mekanlarını cennet eylesin
Bizlere de ders almayı nasip eylesin.
Yorumlar
Yorum Gönder