Sayfalar

7 Temmuz 2017 Cuma

ÜMMET HAYALİNİN HÜSRANI MI ?

 

“İslam ümmeti rüyasının hüsranıdır…”  “siyasal islamın sonu…” Rabia selam’ının sonudur…” gibi tespitlerde bulunmuş Hürriyet yazarı Ertuğrul bey.
Dayanakları da Müslüman Kardeşlerin teröristi ilan edilmeleri, Hamasa Filistin halkının bile mesafe koyması, Katar’ın durumu ve bu yüzden İslam ülkelerinin birbirine düşmesi, Suriyenin durumu vs.
Ertuğrul bey şapla  şekeri birbirine karıştırmış.
 Sözlükte ümmet; millet, nesil demektir. Birleşmiş milletler yani ümemül mattehıdetü yani birleşmiş ümmetler, topluluklar, milletler.
Tabii ümmet denilince, ümmet-i Muhammed (ASM) yani Müslüman topluluklar akla gelir. Müslüman topluluklara alem olmuş ümmet kelimesi.
Ümmet,  Müslüman topluluğu demektir.  Ümmet-i Muhammed (ASM). yani  Hz. Muhammed  (ASM)’ın topluluğu.
Tüm Müslümanlar ümmettir. Ümmet-i Muhammed’dir (ASM). Ertuğrul beyde Türk Milletin bir ferdi olarak Ümmet-i Muhammed (ASM) ’dendir.  Laik olması, milli hassasiyetini ön plana çıkarması, milleti esas alması ümmetten çıkarmaz. Ümmetten olmadığını göstermez.
Millet ile ümmet kavramları neden birbirinin altarnetifi mi ?
Hayır. Hepimiz milliyetçiyiz. Ama memleketimizin yüzde doksan beşi de  Müslümandır. Yani Ümmet-i Muhammed(ASM)’dir. Yani ümmetçidir.
Ümmet olmak, Hz. Peygamber’in topluluğuna bağlı bir kişi yani Müslüman bir ferd olmaktır.
Herhalde ümmetin sonu derken ittihad-ı islamın sonu demek istemiş. Halbuki ümmetin birlik olması ise idealdir, gayedir.
 Şu ,anda ki manzara Ertuğrul beyi haklı çıkarıyor. İttihad-i İslam fikri büyük yara almıştır. Ama ben ümitsiz değilim.
Birleşmiş milletlerde ki devletler 2. dünya savaşında, birbirlerinden milyonlarca insan öldürmüşler. Ama birleşmelerine engel olmamış. Hatta birleşmeyi tetiklemiş. Bu olaylarda inşallah ümmetin uyanışına ve birliğine sebep olur ümidindeyim. Bir musibet bin nasihattan hayırldır. Başımıza gelen onlarca musibet inşallah yüzlerce nasihattan daha fazla ders almamızı sağlar.
Gerçi Ertuğrul bey ümmetin sonu derken yazının devamında açıklık getirmiş.  Ümmet kavramını “siyasal İslam “ kavramıyla özdeşleştirmiş. Siyasal islamın sonudur demiş.
Buda yanlış. Ümmet “siyasal İslamcılar” diye niteledikleri kişilerle, topluluklarla beraber bütün Müslümanları kapsar. Bunun içinde Ümmetin sonu yerine Ümmetten siyasal İslamcıların sonu demesi gerekirdi.
Ki ben siyasal İslamcılar kelimesinin de doğru olmadığını düşünüyorum.
“Siyasal İslamcılar “ dedikleri kişiler, Müslümanlardan bir gruptur. Siyaset yoluyla,  siyasetle dine hizmet etmek istiyorlar.
Doğru veya yanlış olması tartışılır.
 Said Nursi  siyasetle hizmet etme imkanını bulmasına rağmen uzak durmuştur. Dine hizmet için her şeyden uzak durmuştur. Bütün bir hayatını insanların imanının kurtarmak için feda etmiştir.
Siyasete atılanlara da siyaseti bir meslek olarak yapmalarını istemiştir. Kur’an-ı siyasi çıkarlarına alet etmemelerin tavsiye etmiştir. İnhisarcılıkta yani Müslümanlığı kendi tekelinde görmemelerini söylemiştir.
Uyuluyor mu ? S.Nursi dinleniyor mu ?
Veya İslamı siyasi çıkarlarına alet etmiyorlar mı ?
Bunun için muhalifleri olan  % 49’un tavrına, duruşuna bakmalıdır. Kendilerini dışlanmış mı hissediyorlar. Yoksa kardeşçe yarış içinde olduklarını mı düşünüyorlar.
 Bunun için İktidarın din adına yaptıkları hizmetleri sunuşuna bakmalıdır. Siyasi ranta çeviyor mu ? Yoksa rantını ahrete mi erteliyor ?
Din hizmetlerini göstererek oy istiyor mu,  istemiyor mu ? Bunlar ayrı tartışma ve yazı konusu.
Bu yazı Ertuğrul beyin yazısını değerlendirme yazısı.
İslam ülkelerinde ki durumdan liderlerin ve hükümetlerin yanlış yolda olduklarını söylemek mümkün. Müslümanca davranmıyorlar. Siyasi çıkarlarına, iktidarlarının menfaatine göre tavır alıyorlar.
Halbuki Müslüman kendi iktidarına zarar veriyor diye bir kitleyi, bir topluluğu terörist ilan edemez.
Kendine düşman diye devlet eliyle mahvetmeye kalkamaz.
Devletlere de, milletlere de, topluluklara da adaletle muamele eder.
Müslüman devletlerin birbirine düşmesinden İsrail bayram ediyor. Anlarım.

Fakat Türk Milletinin bir evladı Müslüman beyefendi bayram eder gibi, sevinç çığlıkları atar gibi bir yazıyı niye yazmış. Anlamadım.

SİYASİLERLE İMAN NOKTASINDA DOSTUZ; SİYASET NOKTASINDA DA RAKİBİ DEĞİLİZ

Üstad siyasetle içli dışlı olan, bir tarafı savunan dostları ile ilgili şöyle demiş;“……onlarla dostuz ve kardeşiz-fakat siyaset noktasında değil.
Bu sözünün öncesi ve sonrası okunduğunda üstadın mektubu gayet açık. Kapalı bir yönü yok. Müteşabih sözler gibi yoruma ihtiyacı yok.
Ayrıca  R. Nur’un başka yerlerinde de bunu destekleyen çok açık  ifadeleri de var. Onlar da çok daha açık. Üstad bir hizmet oluşturmuş. Hizmetinin çerçevesini çizmiş. Uğruna hayatını feda ettiği,  dünya namına her şeyi terk ettiği ve bunun için inanılmaz baskılar ve işkenceler ve hapisler çektiği hizmeti: İman hizmeti.
Bu iman hizmetini yaparken de metodunu ortaya koymuş. Bu tarzı bazı ehl-i iman Müslümanların yaptığı hizmet tarzından farklı.
Üstad kendi hizmeti ile onların hizmetleri arasında ki farkı net ifade ediyor.
 Merhum Eşref Edip 40 senedir üstadın dostu. R. Nurlara sahip çıkan biri. Ama siyasi taraftarlığı var. Çıkardığı dergide bunu savunuyor.
Merhum Necip Fazıl’da çıkardığı Doğu dergisinde günlük siyasetle ilgileniyor, bir siyasi duruşu var.
Üstad onları değerlendirirken;  onlarla kardeşiz ama siyaset noktasında değil demiştir.
Üstad onların siyasi anlayışına karşı olduğu için,  başka bir siyasi tercihte bulunduğu için bunu söylemiyor.
Yani Üstad Demokrat Partiye oy verdiği, onları desteklediği için , onlarla siyasi uyuşmazlığı olduğu için değil bu itirazı.
Dolaysıyla üstad siyaseten onlarla beraber değildi, “ çünkü üstad Demokrat Partiliydi” demek yanlıştır. Yanlış yorumdur. Üstadın bu mektubundan böyle bir fikir çıkarmak mümkün değil. Böyle bir yoruma meydan verecek kadar kapalı, yoruma açık söylememiştir.
Siyaseten onlarla kardeş değiliz derken, nedenini çok açık söylüyor.
“Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman, derste fark etmez. “
Üstad neden onlarla siyaset noktasından kardeş değilmiş ?
İman dersi için gelenlere ayırım yapılmaz. Hangi düşüncede, hangi siyasi görüşte olduğuna bakılmaz.
Yani R. Nur derslerine AK partili, CHP’li, MHP’li, BDP’li, SP’Lİ, HDP’li  veya diğer partiler ve mensuplarından kim gelirse gelsin siyasi görüşüne bakılmaz. Siyasi görüşünden rahatsız olunmaz.
“Ne işin var burada “ dercesine tavır takınılmaz. Rahatsız edilmez görüşünden dolayı.
 Rahatsız edecek bakışlar sergilenmediği gibi iman dersi yapılırken, çakmalar, göndermeler yapılmaz. Hangi görüşte olursa olsun hepsinin iman dersine ihtiyacı var.
Üstad buyuruyor; Gördüm ki siyaset cereyanlarında hem muvafıkta hem muhalifte o nurların âşıkları var. Bütün siyaset cereyanlarının ve tarafgirliklerin çok fevkinde ve onların garazkarane telakkiyatlarından Müberra ve safi olan bir makamda verilen ders-i Kur’an ve gösterilen envar-ı Kur’aniyeden hiçbir taraf ve hiçbir kısım çekinmemek ve ittiham etmemek gerektir. “ buyurur.
Yapılırsa R. Nur metoduna aykırı davranılmış, prensipleri çiğnenmiş olur.
İman dersini dinleyenler kaçırılmış olur. Vebale girilmiş olur. İman dersine zarar verilmiş olur.
 “Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman, derste fark etmez. “ tavsiyesi bize bu dersleri veriyor.
Açık bir şekilde ve uzun uzun yukarıdaki duruşunu ve tarz ve tavrını pekiştirir şekilde;
“Kur’an-ı Hakîm’in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men’etti, yasakladı.” Demiştir.
Bunu da şartlar elvermediği, dönemin nezaketi gereği, çok sıkı baskı altında olduğu için söylemiş değil.
Öyle diyenlere bizzat  üstad; “Hem neden korkum olacak ? Dünya ile ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyakar bi şöhret-i kâzibeden ibaret olan şan ve şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet….” Diyerek açık bir şekilde de duruşunu ve hizmet tarzını savunmuştur.
Ve dine-imana hizmet edenleri net bir şekilde ikiye ayırıyor. Siyaset topuzuyla imana hizmet edenler, sadece iman hizmeti edenler.  
Üstad  göre, hem siyaset hem iman hizmeti yanlış.  Acabalar oluşturur. Yani nurla çekip, siyaset topuzuyla kafama mı vuracak endişesi oluşur. Ürker, kaçar.
Hem siyasetle  hizmet yapmaya çalışanlar yığınla var. Siyasetle hizmet onlara kalsın, bize iman hizmeti yeter diyor üstad.
Hasbi. Siyasi beklenti, makam beklentisi, gelecek hesapları gibi dünyevi hiçbir şey beklemeden Allah için R. Nur’la iman hizmeti.
 Dinleyende bu beklentisizliği, bu hasbiliği  görmesi, bilmesi gerekir. Böyle olursa tesir eder.
Kim olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, iman dersi için, imanını kurtarmak için, imanını güçlendirmek için, marifetullah’ta kazanımlar elde etmek için gelenler dersleri rahatsız olmadan almadırlar.
 Böyle yapılmazda, siyasi tercih öne çıkarılırsa; “ Halbuki siyaset tarafgirliği, bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. “
Siyasi taraftarlık üstadın çizdiği çizgiyi zedeler.
Siyasi taraftarlık ; “Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost düşman, derste fark etmez. “ hakikatını, gerçeğini yıkar.
İhlas kalmaz. Siyasi tarafgirlik merkezde olur.
“Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nuru hiçbir şeye âlet etmediler. Siyaset topuzuna el atmadılar. “ demiştir üstad.
Üstadımız 1920’lerde Barla’da açık açık anlattığı tarz-ı hizmetini  1950’lerde Emirdağ’da uyarı olarak,  net olarak,  aynı tarz ve tavrını açıklamıştır.

Tenkitimiz ve tasvibimiz iman noktasında, hizmetler açısından olmalı.