CUMHURİYETİMİZİN İSLAMLA KOLKOLA GİRMESİ NİYETİYLE

 29 Ekim 1923, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ve temellerinin atıldığı tarihi bir gündür. Bu tarih aynı zamanda Osmanlı Hanedanlığının bitişi ve Osmanlı Devletinin de sona erdiğini gösterir.

İnsanlar gibi devletlerinde bir ömrü vardır. İnsanlık tarihi boyunca nice devletler kurulmuş ve yıkılmıştır. Anadolu topraklarında da aynı olmuştur. Son olarakta Osmanlı Devleti yıkıldı, yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Tarihimize bakarken önyargıyla, düşmanlık hisleriyle bakılmamalıdır. Doğruları görüldüğü kadar hataları da görülmelidir. Hataları görüldüğü gibi doğruları da görülmeledir. Lehte veya aleyhte bu bakış açısı ifrat ve tefrite düşülmemelidir. İfrat ve tefrit bakışlar hiç fayda sağlamadığı gibi, zararı da mutlaktır. Bugün üzerinde yaşadığımız ülkemizi yediden yetmişine, kadınından erkeğine herkes vatan savunması yapmış ve topraklarını düşmandan kurtarmış, korumuştur. Halk sadece vatanını değil, dininide korumak için savaşmıştır. Sonra Cumhuriyet kuruldu. “Cumhur”, halk demektir. Yani yeni devletimiz halkın söz sahibi olacağı bir devlet olarak doğmuştur. Ama cumhur dışlandı. Halk söz sahibi yapılmadı. Ama Cumhuriyet kuranlar dini ve dindarları dışladılar. Asırlardır uygulanan Kur’an kanunlarını kaldırdılar. Kur’an’ın öğrenimini yasakladılar. Okullarda dini eğitimi kaldırdılar. Medreseler kapatıldı. Tekkeler yasaklandı. Dine giden, dini anlatan önemli bir kaleler birbir yıkıldı. Yani Tekkelerin ve medreselerin kötülüğünden değildi kapatılmaları. Halbuki vatan için savaşan ve birinci meclisteki hocalar buralardan yetişmişti. Kurulan Diyanette bu medreselerden yetişen hocalara görev verilmişti. Hem medreselerin hem de tekkelerin toplum üzerinde ağırlıkları vardı. Halk ciddi sevip destekliyordu. Ama dini anlatan, dini sevdiren, dini toplumda yaşanır hale getiren ciddi kuruluşlar bir takım eksiklikleri sebep gösterilerek yasaklandı. Bu eksiklikler düzeltilir, ıslah edilebilirdi. Bu yapılmadığı gibi beraber mücadele ettikleri, destek verdikleri insanları kendileri gibi düşünmedikleri için ve yapılan ve yapılacak olan düzenlemeleri ve fikir yapılarını tenkit ettikleri ve onaylamadıkları için düşman oluvermişlerdi. Cumhuriyet, cumhur, halk sözde kalmıştı. Yapılan diktatörlüktü. Tek adamlıktı. Yönetimde savaşı kazanan halk yoktu. Savaşı kazanan ama kendisine ters düşen, düşündüğünü ve yapmak istediğini eleştiren komutanlar, hocalar yoktu. Saf dışı bırakıldılar. Bunlardan biride S. Nursi’ydi. Kurtuluş savaşını desteklemiş, karşı yayınlanan fetvayı eleştirmiş, işgal altındaki İstanbul’da işgalci ingilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte “ isimli büroşür yayınlayarak mücadele vermişti. Bundan dolayı da Ankara’ya çağrılmıştı. Kabul edip, geldiğinde mecliste merasimle karşılanmıştı. Yapılmak istenenleri ve yapılanları görünce Ankara’dan ayrıldı. Van’da inzivada iken Şeyh Saidin ayaklanması sebebiyle Burdur’a sürgün edildi. Bundan sonra ki hayatı sürgünde ve hapishanelerde geçti. Eskişehir mahkemesinde Cumhuriyet hakkında fikri sorulunca, Cumhuriyetçi olduğunu, ilk dört halifenin dindar ve şer’i hürriyetçi olarak, aşere-i mübeşşereye ve sahabeye, dindar cumhuriyete, cumhurbaşkanı olduklarını söylemiştir. E-Risâle; S. Nursi Şualar;467 Cumhuriyet kurulalı 103 yıl geçmiş. Bir asırı devirmiş. Ömrü uzun olsun. Bu ülkede yaşayan olarak bu bir asırlık uygulamaya bakıp, hatalardan ders çıkarılmalıdır. İlk yılların dindarı dışlayan, Kur’an’ı toplum hayatından çıkaran hatalardan uzaklaşılmalıdır. Kur’an kanunları herkes için rahmettir. Herkes için can güvenliğidir. Herkes için tam adalettir. Marjinallar, dine karşı ebulehep gibi düşman olanlar hariç bütün kesimler Kur’an kanunlarına taraftar olup, uygulanmasını istemelidirler. Korkacakları, kaçacakları bir durum yok şeri’atta. Diyanet’te ve İlahiyat Fakültelerinde bulunan islam hukukçuları ve diğer hukukçular bir araya gelerek bunu en güzel şekilde ortaya koyabilirler.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR RESİM VE YORUMLAR

İMAM-HATİP LİSELERİ IŞİDÇİ Mİ YETİŞTİRİYOR

15 TEMMUZ GECESİNİN KAHRAMANLARI