AYRILIĞIN ZİLLETİNİ YAŞIYORUZ
Cumhurbaşkanı B.M.’de güzel konuştu. Filistin meselesinde
konuşmalarının hepsi güzel. Ama sonuç yok. Filistinliler perperişan oldu.
Katliama uğradı. Yerleri, yerle bir oldu. Bu facia Müslümanların gözü önünde
gerçekleşti. Ve hiçbir şey yapılmadı.
Müslüman ülkeleri toplandılar ve BM’ler temsilcileri gibi
açıklama yaptılar ve dağıldılar.
İsrail açıklamaya bile kızdı. Tehdit etti. Kimsenin sesi
çıkmadı. Ve İsrail katliamını devam ettirdi. Müslümanlar olarak çaresiz, sadece
la’netleyerek seyrettik. Ve gözümüzün önünde Gazze bitti. Gazzeliler bitti.
Gazzeliler dünyanın en perişan ve acınacak durumuna düştüler. Futbol topu gibi
ordan oraya göçe zorlandı. Göç ederken bile, camiye, hastaneye sığınmışken
bile, İsrail’in dediğini yapmışken bile üzerlerine bomba yağdırıldı. Katliama
uğradılar.
Şimdi ise Lübnan aynı akıbetle karşı karşıya. Gazzeyi
bitiren zalimler Lübna’na yöneldi. Ve Lübna’nı bombalıyor. Lübnanı
yakıp-yıkıyor. Sivil ayırımı yapmaksızın katlediyor.
Bunun karşısında güzel sözler, güzel tespitler bir değer
taşır mı ? Filistine, Lübna’na bir faydası var mı ?
Düşman Müslümanların dağınık halinden, birbirine olan
düşmanlığından, güvensizliğinden çok iyi yararlanıyor.
Bir ara hükümetinin; “sıfır sorun Politikası “ vardı.
Zamanın dış işleri bakanı Ahmet Davutoğlu yazdığı bir yazıda:
“Hükümetimiz, Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturma, Suriye ile
düşmanlığı sona erdirme ve Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme gibi çok
sayıda ezber bozan girişimlere imza attı. Benzer şekilde, Asya, Latin Amerika
ve Afrika gibi yükselen aktörler ile mevcut bağlarımızı güçlendirmek için
çabalarımızı artırdık.” diye yazmıştı.-1-
Ak Parti iktidara geldiğinde, islam ülkeleriyle arası gayet
iyiydi. İçeri de asker tarafından sıkıştırılırken, islam ülkeleri destek oldu.
Arkasında durdu.
Liderler arasında ki ikili ilişkilerde iyiydi. Hatta Esed’le
ortak bakanlar toplantısı yapıldı. Ailecek birbirlerini ziyaretler yaptılar.
Devlet ilişkilerinin yanında aile dostluğu kurdular.
Güzel, alkışlanacak konuşmalar yapan Cumhurbaşkanı, 20
senedir devleti yönetiyor. 20 senedir islam ülkeleriyle dostlukları kurması
gerekirdi. İslam Birliğini çekirdeğini geliştirmesi, büyütmesi,
kuvvetlendirmesi gerekirdi. Kurduğu bu dostlukları zirveye taşıması gerekirdi.
Ama işler tersine döndü. Daha önce ki olan ilişkilerin hemen
hemen hepsi koptu. Birbirlerine güven kalmadı.
Halbuki bu kopmalar yaşanmamalıydı. Olan ilişkiler
kuvvetlenmeliydi.
Buda birbirine olan güvenle olur. Birbirine saygıyla,
sevgiyle olur. Demek ki birbirine güven ve saygı bitmişti ki ilişkiler koptu.
Tabii hataların, yanlışların tamamını bir tarafa vermek,
diğerlerinin masum olduğu söylemek mümkün değil.
Fakat Türkiye olarak doğru adım attık mı ? Doğru yaklaşımlar
sergiledik mi ? İttihad-ı islam adına çalışmalar yaptık mı ?
Bütün bunları yaptıkta buna rağmen mi islam ülkeleri bizimle
ilişkileri bitirdiler.
Bunu sorgulamamız gerekir. Bunun üzerinde durmamız gerekir.
Bu iyi ilişkiler kuvvetlenerek devam etseydi, bu günkü
hüzünlü ve utanç verici manzara yine olur muydu.
Yine islam ülkeleri sessiz ve seyirci kalırmıydı.
Kalmazdı. İslam ülkelerinin birliği ve beraber hareket
etmeleri karşısında İsrail katliamları yapamazdı.
Ve İsrailin bu kadar acımasız davranmasının,
saldırganlığının önüne geçilirdi.
Ve İran, Türkiyeyle ilişkilerinde samimi olmadı. Bütün
yaptıkları mezhepçilik üzerinden oldu. Tek gayeleri Şiilik oldu. Her tarafta
şiileri silahlandırdılar. Müslümanları arasında ki mezhep kavgalarını
körüklediler.
Suriye’de devletin yanında yer almaları doğru. Ama Şiiliği
ön plana çıkarmaları, şiileri koruyup, Sünnileri katletmeleri yanlıştı.
Faciaydı.
Yemende şiileri silahlandırıp, Sünnilerle savaştırmaları
faciaydı.
Ama İran her yerde mezhep taassubuyla hareket etti. İslam
anlayışıyla hareket etmedi. İman esaslarında ki birlikle yetinmedi.
Bizde ki Kemalistler gibi devleti yönetti. Halk üzerinde bir
molla topluluğu baskısı oluşturuldu. Halkla beraber yaptıkları devrimden sonra
halkı dışladılar. Hatta şii oldukları halde kendileri gibi düşünmeyenleri
harcadılar. Oluşan geniş birliği daralttılar. Bu da içte birliği zedeledi.
Ne isimle olursa olsun, neyin arkasına sığınarak yapılırsa
yapılsın, insanlar baskıcı rejim istemiyorlar. Hür yaşamak istiyorlar.
Bunu başaramayan ve mezhepçiliği öne çıkaran, Türkiye ile
ilişkilerinde bile buna göre hareket eden, tavır alan İran’ın geldiği nokta
ortada. İçine bile hakim olamamış. Düşman İran’ın merkezine gelip, katliam
yapabiliyor.
Bundan kurtulmanın yolu mezheplerin etrafında değil, islamın
etrafında birlikteliğin oluşturulması. Her ülkenin yönetim şekli, mezhebi
kendini ilgilendirir.
Beklenen mehdi, kurtarıcı islam ülkelerinin birlikteliğidir.
Birbirlerine tam güven sağlamalarıdır.
Omuz omuza vermeleridir. El-ele tutuşmalarıdır.
İslam gibi bir birliktelik sebebimiz varken ayrı kalmamızın,
ayrı durmamızın acısını Doğu Türkistanlı, Filistinli kardeşlerimiz çekiyor.
1-https://www.mfa.gov.tr/yeni-donemde-sifir-sorun-politikasi.tr.mfa
Zekeriyya KOCALAN
Yorumlar
Yorum Gönder