Sayfalar

13 Ağustos 2016 Cumartesi

CEMAATLERİN BEYİN YIKAMASI; HARAM OLAN HAMR GİBİ DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ ?


Sabri Aydın Kardeşim yazmış: Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: onlarda hem günah hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür. “ Bakara Suresi, 219
Bütün meallerde HAMRA kelimesi şarap  yada içki olarak çevirilmekte  Arapça bilmiyorum ama aklıma bazı sorular geliyor… Kuran derinliği olan gerçek anlamının yanında başka anlamlar içeren bir kitap olduğuna göre; Hamr: mayalanmış belli bir formdan başka bir forma dönüşmüş, uyuşturucu etkisi olan, aklı bulandıran, etkisi altına alan…gibide düşünürsek eğer – geçmişte ve günümüzde tüm/bazı cemaatlar gruplar topluluklar olması gereken insanı alıp eğitimle beyin yıkama ile insan formundan itaat eden ne dersek onu yapacak olan birine dönüştürüyorsa bu da bir HAMR olarak değerlendirilebilir mi acaba ???  Sabri Aydın
Sabri kardeşim, insanın özelliği itibariyle yalnız yaşaması zor. Hayatını devam ettirmesi için mutlaka topluluk halinde olması, toplum (cemaat) oluşturması gerekir. Irki topluluklar böyledir. Türk,Alman vs, toplulukları. Bunların oluşmuş örfleri-adetleri vardır.  Örf-adetlerinde yanlışı vardır, doğrusu vardır.
Bunlar da yetmiyor insanlar toplum içinde topluluklar oluşturuyor. Ve tabii olarak oluşuyor. Esnaflar  topluluğu vb. Memleketler,şehirler, kasabalar hatta köyler  kendilerine has topluluk oluşturmuşlardır. Kendilerine göre anlayışları, yaşayışları, görüşleri vardır.
Mesela; M. Kemal  kendi ifadesiyle “ mütecanis” bir topluluk oluşturmaya çalışmıştır. Yanlış-doğru noktasından bakmıyorum. Tevhid-i tedrisat bunun için çıkarılmıştır. Ve Osmanlı vatandaşlarından her yönüyle farklı Türk vatandaşı oluşmuştur. Bu da bir cemaattir yani topluluktur.
Hatta sende bir cemaat mensubusun. Kabataşlılar. Hem de olağan üstü duruma meydan okuyacak kadar kuvvetli bir topluluk, cemaat olduğunu düşünüyorsun.
Yine sende görüşlerin itibariyle de bir cemaatsin. Bildiğim kadarıyla Sosyal Demokratsın. Sosyal Demokratların bir duruşları var. Ülkücülerde bir cemaattir. Onların da bir yapısı, bir duruşu vardır. Laiklerde ayrı bir cemaattir. Kendilerine göre bir yapısı vardır. Kendilerine göre fikirleri, düşünceleri vardır.
Bunlar gibi  dini gruplar, cemaatlerde oluşmuştur. Bu eski dinlerin yüzyıllar öncesinden gelen mezhepleri dini cemaatlerdir. Protestan, Katolik, yahavo şahitleri, ortadoks gbi.
İslamiyette de itikadı, mezhebi ve içtimai topluluklar oluşmuştur. İnanç yönüyle ehl-i sünnet içinde bile 3 mezhep vardır. Ehl-i sünnete uymayan, Kur’an’da ki anlayışa ters düşen onlarca mezhep vardır. Bunlar itikadi cemaatlerdir.
Siyasette, sporda, sanatta, ticarette vs. bazı insanlar yaptıkları çalışmalarla ve üstün yetenek ve beceri ve de çalışmalarıyla ön plana çıkmışlardır. Hayran kitleleri oluşmuştur.
Bu günkü dini cemaatlerin bazıları eskiden gelen cemaatlerin (tarikatların) uzantılarıdır. Mahmut efendi cemaati, İskender paşa cemaati, Süleymancılar gibi. Birde bu devirde cemaatlar var.  Nurcular, F.G. cemaati gibi. Cemaatlerden ayrılan veya içinde devam eden cemaat içinde cemaatler oluşmuştur.  
Bunlar ve diğerleri niye çıkmıştır.
Kur’an-ı farklı anlama meselesidir. Allah akıl ve irade verirken, bunları olabildiğince kullanmayı da istemiştir. Kur’an’da temel meseleler ortaya koymuş diğerlerini  insana, müslümana bırakmıştır. Yani müslümandan aklını kullanmayı, iradesini kullanmayı, düşünmeyi, tefekkür etmeyi istemiştir. Namazdan çok daha fazla düşünmeyi isteyen ayetler vardır.
Bu cemaatlerin,  grupların, toplulukların önde gelenleri, topluluk oluşmasına vesile olanlar, Kur’an-ı anlama ve anlatma gayreti içinde olanlar insanlardır. Etrafında oluşan kitlelerde onun şahsında dinini-diyanetini daha iyi öğrenme içinde olan topluluklardır.
 Ebu Hanife çalışmıştır. Takdir edenlerden, sevenlerden, söyledikleriyle amel edenlerden bir topluluk oluşmuştur. Hanefi mezhebi denilmiştir. Asırlardır milyonlar ona uymaktadır, verdiği fetvalarla amel etmektedir . Diğer mezheplerde böyledir. Dini topluluklarda, tarikatlarda böyledir.
Bugünkü cemaatlerde Kur’ana düşünceleri, anlayışları  çerçevesinde çevresine faydalı olmaya çalışmaktadırlar. Yeni nesillere öğretmeye gayret göstermektedirler.
Diyanetin resmi olarak yaptığını cemaatler fahri olarak yapmaktadırlar.
Bunlara beyin yıkama olarak bakmak haksızlıktır. Siyasi, içtimai diğer topluluklara böyle bakmak yanlış olduğu gibi.
İnsanlar hatasız olamadığı gibi, bir sürü yanlışları, eksiklikleri olduğu gibi cemaatlerde, topluluklarda böyledir.
Yanlış oluşan topluluklarda vardır.
İnsanlar ferdi olarak hataya düştükleri gibi cemaatlerde düşebilir. Sen hata yaptığın zaman seni etkiler, çevrendeki sevenleri etkiler. İktidar topluluğu hata yaptığı zaman ki sende zaman zaman eleştiri getiyorsun milyonları etkiler.
Cemaatlerde büyüklüğüne göre hatası da büyük kitleleri etkiler.
Bize düşen Sabri’nin kişiliğiyle değil hatasıyla ilgilenmek, toplulukların, cemaatlerin, siyasilerinde kişilikleriyle değiş yaptıkları ve söyledikleriyle ilgilenmek, eleştiri getirmek gerekir.
Böyle eleştirel bakarsak kişilerde, cemaatlerde, siyasilerde daha dikkatli olacak. Daha az hata yapacaktır.
Sende bilirsin, Hz. Ömer halife olduğunda minbere çıktığında; ben yanlış yaparsam ne yaparsınız diye cemaate sorduğunda, içlerinden biri kalkıp kılıcını çıkarıp; seni bununla düzeltirim Ya Ömer diyebilmiştir.
 Said Nursi  Münazarat isimli eserde, “  Hiçbir müfsid (fesatçı) ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan ( haklıymış, doğruymuş ) görünür. Yahut batılı hak (yanlışı doğru ) görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge (ölçüye) vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan (  güzel zan besleyerek)  edip tamamı kabul etmeyiniz. Belki bende müfsidim veya bilmediğim halde ifsat ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge (ölçüye) vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayanız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz. “
Hapishanelerde, dağlarda devamlı gözetim altında iken yazdığı Risale-i Nur Külliyatı isimli eserlerini bu gözle okumamızı istiyor.
Allah’ın bize verdiği aklı kullanarak, en iyisini, en doğrusunu bulmaya çalışmak gerekir.
Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz hadisi de bunu göstermektedir. İnsan diğer varlıklardan farklı olarak devamlı zihnen, fikren gelişmeye müsait yaratılmıştır.
Bu ilimlerinde en önemlisi  Allah’ı bilmeye, anlamaya çalışmaktır. Yaratılış amacımız bu.
Ön yargılı olmamak gerekir. Açık olmak lazım. İyiyi doğru yakalayabilmek, yanlıştan, eksikten kurtulabilmek için.
Peygamber efendimiz; Ya Rabbi hakkı (gerçeği, doğruyu ) hak olarak görmeyi ve hakka sarılmayı, batılı (yanlışı, yanlış inançları) batıl olarak görmeyi ve batıldan da kaçınmayı nasip eyle “ diye dua etmiştir.
Bu duanın gerçekleşmesi için de önyargısız olmak gerekir. Doğrulara açık olmak gerekir.
Sorunda  “– geçmişte ve günümüzde tüm/bazı cemaatlar gruplar topluluklar olması gereken insanı alıp eğitimle beyin yıkama ile insan formundan itaat eden ne dersek onu yapacak olan birine dönüştürüyorsa bu da bir HAMR olarak değerlendirilebilir mi acaba ??? “ diyorsun. Bu  mecaz manasında  olabilir. Haramlılık manasında olmaz. Yani içki haram. Kumar haram dediğimiz gibi cemaatin itaati haramdır diyemeyiz.

Ama cemaatin yönlendirilmesi , itaati, yönlendirildiği ve itaat ettiği şeye göre değişir. Yani  içki için, kumar oynayın, adam öldürün gibi haramlara yönlendiriyorsa haramdır. Namaza, oruca teşvik ediyorsa. Dedi-kodu yapmayın, içki içmeyin, kumar oynamayın diye haramdan uzaklaştırıyorsa sevabdır.